Önümde Daniel Pennak’ın okuma zevki üzerine yazdığı nefis denemesi Roman Gibi kitabının ilk cümleleri,

“Bu sayfaların pedagojik işkence malzemesi olarak kullanılmaması rica olunur.”

Kitabın hemen altında, 18. Tüyap Kitap Fuarı’na, Fransız Kültür Merkezi’nin davetlisi olarak gelip, “Okumak Bir Zevktir” başlıklı konferansı sonrası, Virgül Dergisi’nden Sosi Dolanoğlu ile yaptığı bir söyleşi duruyor.

Kitabı da söyleşiyi de ikinci defa okuyorum, öyle görünüyor ki birkaç kez daha okuyacağım.

Aklıma takılan soru şu, “Nerede hata yapıyoruz?”

            Nasıl oluyor da insanlığın varoluşunun bütün bilgisini ve zevkini akıttığı kitapları, bilgi ve zevk pınarı okumayı, insana yakın tutamıyoruz?

İpleri nerede koparıyoruz? Hangi hatada, hangi yanlışta böylesine büyük bir besleyiciden uzaklaşıyoruz?  

“Okumak fiilinin emir kipine tahammülü yoktur. Başka fiillerle de paylaşır bu nefretini: ‘sevmek’ fiili… ‘hayal etmel’ fiili… Yine de deneyebiliriz tabi. Haydi beni sev! Hayal et! Oku! Oku! Okusana diyorum, sana okumanı emrediyorum! Odana çık ve oku! Netice? Hiçlik” diyor  Pennak.

Böylesine incelikli yaklaşılacak bir fiile biz belki de fil adımlarıyla yaklaşıyoruz.

Bu yaşantıyı bir de şöyle kurgulayalım.  Baba, o günkü gazetenin kitap ekinde övgüsünü duyduğu, çocukların okumaktan çok hoşlandığının söylendiği kitabı alarak eve gelir. Kısa süren güncel sohbet ve yemek faslından sonra, oğluna kitaptan bahseder. “Bunun Adı Findel” Andrew Clements’in sadece Amerika’da milyonlarca satan, sayısız ödül alan, onlarca dile çevrilen kitabı. Çocuğun ilgisini çeker babasının anlattıkları. “Aaa!” der çocuk, ilgiyle elinden alır  kitabı babasının. Şöyle bir kapağına bakar, evirip çevirir, ağırlığını tartar, önce kitabın görünüşüyle tanışır. İçindekileri sevecek mi acaba? Babası hemen, “ben de merak ettim doğrusu, biraz okuyalım mı?” der. Kitabın ilk sayfasını açarken bir yandan da çocuğunun saçlarını okşar. Omzuna sevgi dolu hislerle dokunur. Uygun bir yere otururlar. İşte kitabın ilk cümleleri babanın ağzından dökülüyor:

“Linkoln İlkokulu’ndaki çocuklarla öğretmenlerden –harbiden kötü, harbiden akıllı ve harbiden iyi çocukları içeren- üç liste yapmalarını isteseniz, Nick Allen bunların hiçbirinde yer almazdı. Nick tamamen kendine özgüydü ve herkes de bunu bilirdi…”

İlgi çekici değil mi? Hangi çocuk bu tatlı davete hayır der? Hangi baba, hangi anne çocuğuyla bu kadar güzel anları belleğinin kıvrımlarına kaydetmek istemez?

İnsanlara sevmeyi emredemeyiz, fakat öğretebiliriz.  Uygun ortamı yaratmak, kendi hikayemizi yazmak, çocuğumuzla okumak veya ayrı odalarda ayrı uğraşlara dalmak bizim elimizde. Gelecek çocuklarımızın, çocuklarımız bizim elimizde.

Beraber sevmek, yalnız sevmekten güzeldir. Okumayı, çocuğumuzla beraber seversek, bir gün yaşlandığımızda ve anılara daldığımızda, vicdan rahatlığı ile övünç dolu tatlı duygular yaşayabiliriz,  pişmanlıklar ve hüzünler değil.

Kezban Küçük- 22.02.18